15 Ağustos, 2013

SESSİZ VEDA- Babam Demirhan Altuğ anısına-17.08.1995


aa oSESSİZ VEDA
Babam DEMİRHAN ALTUĞ’un anısına
17.08.1995

‘Hayatımda yapmak istediğim  her şeyi  yaptım.Ne keşkelerim ne de pişmanlıklarım var.Ne de verecek  bir  hesabım. Ölürsem gözüm arkada kalmayacak’…
Bu sözleri  babam Demirhan Altuğ kalp ameliyatından bir kaç gün önce söylemişti.
Pek çoğumuzun  sevdiğimiz bir şeyi  kaybettiğimiz zaman  kıymetini  anlamak gibi tatsız bir özelliği var.Hele kaybettiğimiz bir insansa … o zaman içimizdeki değer bilme duygusunu keşkelerle bezenmiş ifadelerin arkasına gizlenmiş buluruz.

Babam bu dünyaya veda ettiğinde de aynı şey olmuştu. Meslektaşları ve dostlarının babam  hakkında yazdığı methiyeler ve görüşlerin arasında özür dileme, bağışlanma arzusu ,hakkının yenilmişliği ,değerini bilememekten  dolayı yaşanan üzüntüler yer alıyordu.Çünkü değerli meslektaşları onun  sessiz vedasıyla  verdiği mesajda bir gün aynı değer bilmezliğin, şimdiden unutulmuşluğun kendi başlarına da geleceğini görmüşler, dünyada mevki ve ün kavgasının anlamsızlığını ülkemizde sanat ve sanatçıya verilen değersizliği çıkar ve mevki uğruna yapılan hileler, köşe dönmek için iktidara  yaslanarak birbirlerine destek yerine köstek olmanın  yanlışlığını anlayıvermişlerdi.

Sevdiği meslektaşı  merhum  Hikmet Şimşek de bu durumu babama  ithafen yazdığı yazısının içinde  dile getirmişti
‘’Sana beni affet bile diyemiyorum.Yaktığım bu ağıt toplumda sanat ve sanatçının kıymet bilmez davranışları sürdüğü müddetçe akıbetimizin senden farklı olmayacağını bildiğim içindir.”

Gerçekten de babam anlamsız kavgaların  her zaman dışında kalmış,kendisine takılan çelmelere yönetimlerin sanatı baltalayan dar görüşlerine göğüs gererek   sanata adanmış 50 yılı aşkın süreyi  hiçbir politik kaygı taşımadan beklentisiz dosdoğru yolda dürüstçe  ilerleyerek tamamlamıştı.

Hatta kendisine devlet sanatçısı  unvanı verilmek istediğine bunu reddeden ilk 5 kişi arasındaydı.İstanbul  Operası  İst. Şehir Orkestrası’nın, Radyo Oda Orkestrası’nın kurucusu ve İst. Devlet Senfoni Orkestrası şefliğini yapmış,İzmir gibi birçok Senfoni Orkestraları’nın gelişimine   hizmet eden bir sanatçının  devlet sanatçısı  olma hakkını  kazanması  babam için abesle iştigaldi.
Üstelik daha  ağzını açarken detone olan  pop şarkıcılarının bu unvana  sahip olmak için alelacele diploma aldıklarını görünce…

Kendisi hakkında yazılanları okuyup, vefatından sonraki konuşmalara ve görüşlere şahit olana kadar ben de herkes gibi babamı iyi tanıdığımı düşünürdüm.Bugün  onun sessizce yaşadığı derin  acıların vefasızlığa karşı  duyduğu üzüntünün  ülkesi için duyduğu endişenin yanında  bir hiç olduğunu daha iyi anlıyorum.

Merhum Aydın Gün’ün görüşüyle;
Dostum Demirhan her dürüst sanatçı gibi’Zafersiz Savaşları göze alan’hiçbir kimseden ödül beklemeden güçlükler karşısında kaliteye yan çizerek havlu atanlardan biri değildi.Onun yaptığı  her iş amacının niteliği ile  değer kazanmıştır. Üç kağıtçılığın, köşe dönücülüğün ‘Dayanılmaz Ağırlığında’ ezildiğimiz sanatsal mutsuzluk tünelinden geçmekte olduğumuz bir zamanda  büyük bir dürüstlük , dostluk  ve  hoşgörü hazinesi bırakarak bize en büyük dersini vermiştir.

Gerçekten de onun amacı ülkesine nitelikli sanatla bütünleşmiş aydın gençler yetiştirmekti. Çünkü o  sanatın özgür ifade  ve aydınlanmanın temeli olduğuna inanırdı.Bu nedenle ölümüne dek yılmadan bu uğurda çalışmış hayranlıkla dinlediğimiz Ayşegül Sarıca,Verda Erman,Gülay Uğurata,Ayla Erduran,Hülya Saydam gibi sayısız sanatçının yolunu açmış,ülkemizde  yorumlanmaya cesaret edilemeyen eserleri repertuarına almış,Üniversite’deki  hocalığı sırasında Türk Müziği ve bilhassa Türk  Halk Müziği’nin   evrensel olabilmesi için sığ  ve bağnaz görüşlerin engelleriyle karşılaşmasına rağmen  çok sesli  boyuta taşımak için uğraşmıştı.

İnanıyorum ki bugün yaşasaydı Gezi Parkın’da gençlerle birlikte, Beethoven’in 9. Senfonisi’nde Ode of Joy’u hep birlikte söyler,bugün özgürlük şarkısı olarak anılan Verdi’nin Nabucco operasındaki ‘Esirler Korosu’nu’ seslendirirdi.

Babam iki konuda konuşmaktan hoşlanmazdı.Din ve politika. Ebedi huzura ulaşmadan bir süre önce bana Türkiye’nin geleceğinden ne kadar endişeli olduğunu söylemiş,ve Türkiye’nin düşeceği karanlık günleri görmek istemediğinden bahsetmişti.Doğup,büyüdüğü çok sevdiği şehir İstanbul’un yozlaşması ona ayrı bir hüzün veriyordu.

Kendisini bu denli karamsar olmamasına ikna etme çabalarımın karşında bana ;’’Boşuna uğraşma beni anılarımdaki Türkiye,ve anılarımdaki İstanbul’la bırak.’’ demişti.

Aramızdan biri ayrıldığında geriye sadece anıları kalır.Göçenin de beraberinde taşıdığı yine anılardır.Kendimize mümkün olduğunca güzel anılar toplayalım.Bugün belki gereğini hissetmediğimiz,yarın ise ruhumuzun tek gıdası olacak olan güzel anılar…..

Güzel analım,güzel anılalım.

 



Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.

Bir Cevap Yazın